Sure kıyametin kopuşuyla açılır. O gün gerçekleştiğinde onu yalanlayacak kimse kalmayacak, yerler sarsılacak, dağlar un ufak olup savrulan toza dönüşecektir. Ardından insanların üç gruba ayrılacağı bildirilir ve surenin geri kalanı bu üç grubun anlatımı üzerine kurulur.
Birinci grup, hayırda öne geçenlerdir. Bunlar Allah’a en yakın kılınmış kimselerdir ve nimet cennetlerindedirler. İkinci grup sağın adamlarıdır. Onlara dikensiz kiraz ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzayıp giden gölgeler, çağlayan sular ve tükenmeyen meyveler vaat edilir. Üçüncü grup solun adamlarıdır ve onların payına iliklere işleyen bir sıcaklık, kaynar su ve kapkara bir duman düşer.
Bu üçlü ayrım, insanı kendi yerini sorgulamaya davet eder. Sure kimseyi peşinen bir gruba yazmaz, tercihin bu dünyada yapıldığını hatırlatır.
Surenin ortasında art arda sorular gelir. Attığınız o meniyi siz mi yaratıyorsunuz. Ektiğiniz tohumu siz mi bitiriyorsunuz. İçtiğiniz suyu buluttan siz mi indiriyorsunuz. Tutuşturduğunuz ateşin ağacını siz mi var ettiniz. Bu sorular, insanın emek verdiği her işte aslında hazır bulduğu bir düzenden faydalandığını gösterir. Çiftçi tohumu toprağa koyar ama onu çatlatan kendisi değildir.
Sure, ölüm anını çarpıcı bir sahneyle anlatır. Can boğaza dayandığında etrafındakiler bakıp durur, oysa o anda Allah ona onlardan daha yakındır ama onlar göremezler. Bu tablo, insanın en çaresiz anında bile yalnız olmadığını, fakat o an için artık geri dönüşün bulunmadığını hatırlatır.
Halk arasında en çok bilinen söz, her gece Vâkıa Suresini okuyan kimseye fakirliğin dokunmayacağıdır. Bu ifade İbn Mes’ûd’a dayandırılan bir rivayette geçer. Ancak hadis alimlerinin çoğu bu rivayetin sened bakımından zayıf olduğunu söylemiştir. Yani sureyi okumak elbette sevaptır ve güzeldir, fakat okuyana zenginlik garanti eden kesin bir hüküm gibi sunulması doğru değildir.
Rızık konusunda Kur’an’ın açıkça bildirdiği yol bellidir. Talâk Suresinin 2 ve 3. ayetlerinde, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimseye bir çıkış yolu gösterileceği ve ona ummadığı yerden rızık verileceği bildirilir. Nûh Suresinin 10 ile 12. ayetlerinde ise istiğfar eden topluluğa gökten bol yağmur, mal ve evlat vaat edilir. Bu ayetler çalışmayı bırakıp dua etmeyi değil, helal kazanca sarılıp neticeyi Allah’tan beklemeyi anlatır.
Belirli bir vakti yoktur, günün her saatinde okunabilir. Yaygın uygulama yatsıdan sonra okumaktır. Doksan altı ayet olduğu için ortalama sekiz on dakika sürer. Her gün okumakta zorlanan kimse haftada birkaç güne yayabilir. Burada da ölçü, az ama devamlı olandır.
Sureyi yalnız Arapça okuyup geçmek yerine ara ara mealini de takip etmek, surenin insana ne söylediğini açık eder. Yukarıdaki listede her ayetin altında Elmalılı Hamdi Yazır meali bulunmaktadır.
Doksan altı ayettir. Mushafta Rahmân Suresinden sonra, Hadîd Suresinden önce yer alır ve yirmi yedinci cüzde bulunur.
Böyle kesin bir hüküm verilemez. Bu yöndeki rivayet zayıf kabul edilmiştir. Sureyi okumak sevaptır, ancak rızık çalışmak, helal kazanmak, israftan kaçınmak ve Allah’a güvenmekle genişler.
Bu sayıya dayalı uygulamalar sonradan yaygınlaşmış tertiplerdir, Peygamber Efendimizden gelen bir emir değildir. Okumak isteyen okur, fakat sayıyı bir şart gibi görmemek gerekir.
Vâkıa Suresi سُورَةُ الوَاقِعَةِ
56. sure · 96 ayet · Mekke döneminde indi
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
1Olacak vak'a olduğu zaman
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
2Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
3O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
4Yer şiddetle sarsıldığı
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
5Dağlar serpildikçe serpildiği
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
6Dağılıp toz duman haline geldiği
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
7Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
8Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
9Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
10Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
11İşte o yaklaştırılanlar,
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
12Nimet cennetlerindedirler.
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
13Çoğu önceki ümmetlerden,
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
14Birazı da sonrakilerden.
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
15(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
16Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
17Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
18Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
19Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
20Beğendikleri meyvalar,
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
21Canlarının çektiği kuş etleri,
وَحُورٌ عِينٌۭ
22İri gözlü hûriler,
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
23Saklı inciler gibi,
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
24Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
25Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
26Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
27Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
28Dalbastı kirazlar,
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
29Meyva dizili muzlar,
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
30Uzamış gölgeler,
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
31Fışkıran sular.
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
32Pek çok meyva arasında,
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
33Tükenmeyen ve yasaklanmayan
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
34Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
35Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
36Onları bâkireler yaptık.
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
37Hep yaşıt sevgililer,
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
38Sağın adamları içindir.
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
39Bir çoğu öncekilerdendir.
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
40Bir çoğu da sonrakilerdendir.
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
41Solun adamları, nedir o solcular!
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
42İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
43Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
44Ki ne serindir, ne de faydalı.
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
45Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
46Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
47Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
48"Önceki atalarımızda mı?"
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
49De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
50"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
51Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
52Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
53Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
54Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
55Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
56İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
57Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
58Attığınız meniyi gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
59Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
60Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
61Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
62Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
63Ektiğinizi gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
64Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
65Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
66"Doğrusu borç altına girdik."
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
67"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
68İçtiğiniz suya baktınız mı?
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
69Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
70Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
71Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
72Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
73Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
74Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
75Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
76Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
77O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
78Korunmuş bir kitaptadır.
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
79Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
80(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
81Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
82Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
83Can boğaza dayandığı zaman
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
84Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
85Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
86Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
87Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
88Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
89Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
90Eğer O, sağın adamlarından ise,
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
91"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
92Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
93İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
94Ve cehenneme atılma vardır.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
95Kesin gerçek budur işte.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
96Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
Arapça metin Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Creative Commons Attribution 3.0) ve değiştirilmeden yayınlanmaktadır. Meal Elmalılı Hamdi Yazır’a aittir.